ABD ve İran arasında 100 günü aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşı sonlandıracak 14 maddelik tarihi mutabakat çerçevesi, küresel jeopolitikte kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter benzeri mecrası Truth Social üzerinden duyurduğu ve resmi imzalarının 19 Haziran’da İsviçre’de atılacağı açıklanan Washington-Tahran uzlaşısı, ilk bakışta askeri bir zafer veya diplomatik bir başarı gibi sunulsa da arka planda derin ekonomik zorunluluklar, askeri çaresizlikler ve ertelenmiş krizler barındırıyor. Pakistan’ın başat arabuluculuğunda, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın lojistik ve siyasi desteğiyle olgunlaşan bu mutabakatın perde arkası, tarafların kamuoyuna söylediğinden çok daha fazlasını anlatıyor.
1. Hürmüz Boğazı ve Küresel Ekonominin Çöküş Korkusu
Savaşın en kritik dönüm noktası, İran’ın küresel petrol ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve ABD’nin buna karşılık uyguladığı deniz ablukası oldu.
- Petrol Şoku ve Amerikan Enflasyonu: Savaş uzadıkça enerji fiyatları tırmandı ve küresel piyasalarda ciddi bir resesyon korkusu baş gösterdi. ABD’de Trump yönetimi, seçmene verdiği ekonomik refah sözünü tutmakta zorlanmaya ve içerideki enflasyon baskısıyla boğuşmaya başladı.
- Askeri Sınırlar: ABD ve müttefikleri, İran’ın dron, füze ve mayın kabiliyetinin küresel deniz taşımacılığını tamamen felç edebileceğini acı bir şekilde tecrübe etti. Hürmüz’ün kapalı kalması sürdürülebilir değildi; nitekim uzlaşma haberi gelir gelmez petrol fiyatlarının üç ayın en düşük seviyesine gerilemesi masadaki en büyük motivasyonun ekonomik olduğunu kanıtlıyor.
2. “Liderlik Suikastları” ve Rejimin Hayatta Kalma Refleksi
Peki, nükleer müzakerelerde yıllardır taviz vermeyen İran nasıl oldu da masaya oturdu? Perde arkasındaki en trajik kırılma, şubat ayındaki ABD-İsrail bombardımanlarında Dini Lider Ali Hamaney ile başmüzakereci Ali Laricani’nin öldürülmesiydi.
- Yönetim Boşluğu: Tahran, tarihinin en büyük güvenlik zafiyetini yaşayarak lider kadrosunu kaybetti. Ekonomisi ablukalarla çöken, halkı savaştan yorulan yeni İran yönetimi, rejimin bekasını korumak adına geri adım atmak zorunda kaldı.
- 60 Günlük “Nefes Borusu”: İran, mutabakat kapsamında nükleer silah üretmeme taahhüdünü yinelerken karşılığında 24 milyar dolarlık dondurulmuş fonunun serbest bırakılmasını ve petrol yaptırımlarının askıya alınmasını kopardı. Bu, Tahran için tamamen bir “nefes alma ve yaraları sarma” stratejisidir.
3. Çözülmeyen Kördüğüm: Saatli Nükleer Bomba
Bu mutabakat aslında kalıcı bir barış anlaşması değil; sadece 60 günlük bir askeri mola (ateşkes) niteliğinde. Trump “Anlaşma tamam” algısını yaymaya çalışsa da nükleer programın geleceği ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti gibi en çetrefilli konular sonraki teknik müzakerelere ertelendi.
- Güven Krizi: İran, geçmişte nükleer taahhütlerine uymasına rağmen Trump’ın ilk döneminde anlaşmadan çekilmesini ve bu yıl devam eden müzakerelere rağmen ülkesinin bombalanmasını unutmuş değil. Bu yüzden Tahran, ABD’nin “iyi niyet” sözlerine değil, yaptırımların fiilen kaldırılması gibi somut garantilere bakıyor.
- Bilgi Yok Edilemez: Uzmanlara göre bu savaş hiçbir şeyi çözmedi. İran’ın nükleer altyapısı yeraltına gömülmüş durumda ve nükleer teknoloji bilgisi rejimin elinde bozulmadan duruyor. Yaşanan yıkım, İran’ın gelecekte kendisini korumak için nükleer silaha daha fazla sarılmasına neden olabilir.
4. Masadaki Büyük Bilinmeyen: İsrail Faktörü
Anlaşmanın en zayıf halkası, müzakere masasında yer almayan İsrail’dir. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Mücadelenin henüz bitmediğini” belirterek ateşkese mesafeli duruyor.
- Lübnan Cephesi: Mutabakat Lübnan da dahil tüm cephelerde savaşı bitirmeyi öngörse de, anlaşmanın olgunlaştığı saatlerde bile İsrail’in Beyrut’u vurmaya devam etmesi bu sürecin her an sabote edilebileceğini gösteriyor.
- Trump’ın Bölgesel Sınavı: Trump, G7 Zirvesi için Avrupa’da ortaklarının desteğini ararken, Washington’ın bu anlaşmayı koruyabilmesi için Tel Aviv üzerindeki baskısını artırması gerekecek. Aksi takdirde İsrail’in atacağı tek bir fevri adım, 60 günlük süreci kalıcı bir barışa değil, çok daha büyük bir bölgesel savaşa götürebilir.
Özetle;
Binlerce can kaybı, milyarlarca dolarlık ekonomik yıkım ve yok olan şehirlerin ardından varılan bu mutabakat, tarafları savaşın başladığı “sıfır noktasına” geri getirdi. Kazananı olmayan bu krizde Washington ve Tahran, sadece her an patlamaya hazır yapısal sorunların üzerine 60 günlük bir zaman ayarlı saat yerleştirerek şimdilik silahları susturmayı seçti.






