Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 104. yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin darbe dönemlerinden kalma mevcut anayasadan kurtulması gerektiğine dikkat çekerek; “yenilikçi, özgürlükçü ve sivil” bir anayasa için siyasi partilere iş birliği çağrısında bulundu.
“Mevcut Anayasa Türkiye’ye Dar Geliyor”
23 Nisan 2024 resepsiyonunda ve yayımladığı mesajlarda anayasa değişikliği konusunu öncelikli gündem maddesi yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mevcut 1982 Anayasası’nın defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen ruhundaki “vesayetçi” izleri silemediğini vurguladı. Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yüzyılına (Türkiye Yüzyılı) yakışır bir metnin ancak milletin temsilcilerinin ortak iradesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.
Siyasi Partilere Uzlaşma Çağrısı
Cumhurbaşkanı, yeni anayasa sürecinin bir “lüks değil, gecikmiş bir ihtiyaç” olduğunu belirterek şu noktalara odaklandı:
- Toplumsal Sözleşme: Anayasanın sadece bir hukuk metni değil, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir toplumsal sözleşme olması gerektiği.
- Geniş Katılım: Tüm siyasi partilerin, baroların ve sivil toplum kuruluşlarının sürece dahil olması.
- Hak ve Özgürlükler: Bireyin hak ve özgürlüklerini devlet karşısında daha güçlü koruyan, demokratik standartları yükselten bir yapı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan Destek
Aynı gün düzenlenen TBMM özel oturumunda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da “Yeni anayasa şart” diyerek süreci destekledi. Kurtulmuş, Meclis’in temsil gücünün %95 gibi yüksek bir oranda olduğunu hatırlatarak, doğru yöntemlerle bu dönemde sivil bir anayasanın yapılabileceğine olan inancını dile getirdi.
Editör Analizi: Yeni Anayasa Yolculuğunda Bizi Ne Bekliyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Nisan gibi simgesel bir günde “sivil anayasa” vurgusu yapması, önümüzdeki dönemde Ankara trafiğinin ana gündeminin bu olacağını gösteriyor. Siyasi açıdan bakıldığında, bu çağrı sadece hukuki bir reform değil, aynı zamanda siyasi kutuplaşmanın aşılması için bir “test sahası” niteliğinde.
Realist Bir Bakış:
Yeni bir anayasa yapımı, Meclis’teki sayısal aritmetikten ziyade “toplumsal ve siyasal bir uzlaşı” gerektiriyor. Muhalefetin anayasa değişikliğine yaklaşımı, yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığı gibi temel konulardaki hassasiyetleri ile iktidarın “Türkiye Yüzyılı” vizyonu arasındaki denge, sürecin akıbetini belirleyecektir. Eğer partiler kırmızı çizgilerini esnetip ortak bir paydada buluşabilirse, Türkiye gerçekten sivil bir anayasaya kavuşabilir. Ancak geçmişteki denemeler gösteriyor ki; usul ve içerik konusundaki fikir ayrılıkları aşılmazsa, bu hamle yine “kapsamlı bir paket değişikliği” ile sınırlı kalma riski taşıyor.






